Saat



Günün hangi saatinde olduğumuzu gösteren aletlerdir.

saat

Saatin içinde birbirine bağlı beş ayrı çark bulunur. Saat kurulduğu zaman zemberek sıkıştırılmış olur. Kurgu boşaldıkça birinci çark her sekiz saatte bir devir yapacak şekilde döner. Bu çark ikinci çarkın dönmesini sağlar. İkinci çark daha küçüktür ve hızı da birinci çarkın hızının sekizde biri kadardır. Bir başka deyimle, ikinci çark bir saat içinde tek bir devir yapar. Dakika kolu ve saat kolu doğrudan doğruya bu çarka bağlıdır. Ancak saat kolu bir başka dişli çark tarafından yönetilmektedir ve her on iki saatte tam bir devir yapmaktadır. İkinci çark üçüncü çarkı, üçüncü çark da dördüncüyü çalıştırır. Beşinci çark rakkas kolunun bir parçasıdır. Rakkas parçası, bir rakkas çarkı, bir denge çarkı ve bir de yaydan oluşur. Rakkas kolu zemberek tarafından serbest bırakılan enerjiyi ayarlar. Denge çarkı üzerinde bulunan yay sarkaç görevini yapar.Yayın düzenli hareketi zaman aralıklarını ayarlar. Denge çarkı rakkas çarkından iletilen itimlerle işler. Rakkas kolunun hareketi ise zemberek tarafından ayarlanır. Denge çarkı hareket etmeye başladığında yayı iter. Yay denge çarkını ters yönde çeker. Bu nedenle denge çarkı ileri geri hareket eder. Bu hareket sırasında denge çarkı üzerinde bulunan iğne ya da dişlilerden biri dişli rakkas çarkı üzerine vurgu yapar ve bir dakika süreyle bu vurguyu tutar. Denge çarkındaki dişli, rakkas kolu üzerindeki dişlilere uyarken rakkas çarkı da geri çekilir. Bu geriye çekilme yayı etkiler ve hareket halinde tutar. Rakkas çarkı bir sonraki dişli tarafından durdurulana kadar döner. Denge çarkının düzenli çalışması rakkas çarkını her seferinde bir dişliden diğerine geçecek kadar döndürür. Her dişliden geçerken çark belli bir ses çıkarır.

Sarkaç



Yer çekimi kuvveti etkisiyle belirli bir eksen etrafında salınan cisme sarkaç adı verilir.

saat

Sarkacın ağırlığı yok sayılabilir. Bir çok sarkaç çeşidi vardır. Basit sarkaç uzun bir ipin ucuna küçük bir metal top asılarak gerçekleştirilebilir. Top hafifçe yana çekilip bırakılırsa iki yana doğru bir salınım başlar. Salınım hareketi iki ayrı kuvvetin etkisiyle oluşur. İp sarkacı yanlara doğru çekerken, yerin çekim kuvveti de topu aşağıya çeker. Sarkacın iki yana giderek tam bir salınım yapması için geçen belirli süreye periyod denir. Bu salınım süresi sarkaç topunun ağırlığı ile bağıntılı değildir. Ayrıca meydana gelen salınımlar küçük olsa bile, salınım çapı da salınım süresini etkilemez. Sarkaç topu yavaşlarken ve salınımlar küçülürken her salınım süresi yine aynı kalır.

Roket



roket

Roketlerde yakıtın yanmasını sağlayan oksitleyici bir madde bulunur. Bu nedenle roket havasız yerlerde de çalışabilir. Rokette yakılan yakıttan oluşan gazın genişlemesi onun dışarı çıkmasını yol açar. Gazın bu hareketi etkidir. Gaz sıcak olduğu için genleşir ve daha çok yer kaplar. Bulunduğu yere sığmadığı için de, arkadaki bir delikten büyük bir hızla çıkar. Bu çıkış fışkırma şeklinde olur. Bu gaz çıkışı, roketi ileri doğru iten bir tepki doğurur.

Planör



Motorsuz bir hava taşıtıdır.

planör

Planörlerde yükselticiler ve dümen bulunur. Bu şekilde, yukarı ve aşağı yönelebilir ve yön değiştirebilirler. Planörün kontrolü için ileri, geri ve yana doğru hareket eden bir kol (levye) vardır. Döndürmek için de otomobillerdekine benzeyen pedallar kullanılır. Planör hafif bir malzemeden yapıldığı için rüzgar tarafından kaldırılabilir.

Pil



Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürerek elektrik üreten alettir.

pil

Basit bir pil, kimyasal bir madde ile bir kömür çubuk içeren çinko bir silindirden yapılmıştır. Çinko ve karbon (kömür) pilin kutuplarıdır. Kimyasal olaylar sonucunda, kutuplar arasında farklı elektrik yükleri oluşur. Bu iki kutup telle birleştirilirse, fazla yüklü kutuptan az yüklü kutba doğru bir elektrik akımı olur.

Araya bir ampul konulacak olursa, ışık verdiği görülür.

Paraşüt



Havada büyük bir şemsiye gibi açılan ve yüksek bir yerden düşen ya da inen bir cismin, bir insanın düşüşünü ağırlaştırarak yere inmesini sağlayan bir araçtır.

paraşüt

Paraşütlerin şemsiyesi vardır. Basit bir paraşütte bu şemsiye büyük ve yuvarlaktır. İpek yada naylon gibi hafif ve dayanıklı bir kumaştan yapılır. Ortasında küçük bir deliği vardır. Bu delik havanın bir bölümünün çıkması içindir. Eğer bütün hava, paraşütün içinde kalacak olursa paraşütçü aşağıya doğru değil yana doğru gider. Paraşütün şemsiyesi birkaç ipe bağlıdır. İplerin öbür uçları da paraşütçünün sırtındaki paraşüt bohçasına bağlıdır. Paraşüt bohçası, bir kayış sistemiyle paraşütçüye bağlanır. Bu kayışlar, paraşüt açıldığı zaman meydana gelen şoktan paraşütçünün en az şekilde etkilenmesini sağlayacak biçimde ayarlanmıştır. Paraşüt bohçası, içinde paraşüt şemsiyesinin ve iplerin bulunduğu küçük bir bohçadır. Bohçanın içinde ayrıca pilot paraşütü denilen daha küçük bir ikinci paraşüt vardır. Bohçadan önce bu paraşüt çıkar ve ana şemsiyeyi dışarı çekerek açılmasını sağlar. Paraşütçü atladığı zaman önce bu bohçanın içindeki bir ipi çeker. Paraşüt açılır açılmaz yavaşlar ve paraşütçü iplerini çekerek paraşütü yönetebilir. Paraşütçü yere varınca bacaklarını büker ve yerde yuvarlanır. Sonra kayışları çözer ve kendini paraşütten kurtarır. Ancak paraşüt özel bir eğitimden sonra kullanılmalıdır.

Mürekkep Balığı



Mürekkep balığı suyun içindeki erimiş oksijeni vücudundaki huni aracılığı ile solungaçlara kadar götürüp geri çıkararak solunum yapar. Oksijen, kalbin pompalayıp solungaçlardan geçirdiği kirli kan tarafından alınır. Karbondioksit ise, kandan geçerek suya verilir.

mürekkep balığı

Mürekkep balığının hareketi ahtapotunki gibidir. Huni bölümüne su alıp bunu dışarı fışkırtarak hareket eder. Huni, hayvanın hareket etmek istediği yöne göre ileri ya da geri tarafa çevrilebilir. Mürekkep torbasında kahverengi ve ya siyah mürekkep vardır. Bu mürekkep hayvanın anüsünden dışarı fışkırtıldığında bir duman tabakası oluşturur ve düşmanını şaşırtarak mürekkep balığının kaçmasına fırsat verir.

Motosiklet



Motosiklet motorunda havayla karıştırılmış benzin yakılır. Motorun önemli bir parçası olan karbüratör olup, benzinle havanın karışım oranlarını ayarlar. Gerekli oranda hava ve benzin karışımı silindire girdikten sonra, bir elektrik kıvılcımıyla ateşlenir. Bazı motosikletler otomobiller gibi otomatik marşlıdır. Bir düğmeye basınca benzin gelir ve ateşleme başlar.

motosiklet

Bazı motosikletler de ise marş düzeni yoktur. Sürücü bir pedala basarak motora ilk hareketi verir. Motosikletin freni genellikle disk fren şeklinde olup, bu diskler her tekerleğin ortasındadır. Disklerin içinde metal papuçlar vardır. Bunlar tekerleği yavaşlatacak şekilde dingile baskı yaparlar. Makinenin kontrolü el ve ayaklarla yapılmaktadır. Genellikle gidonun solunda ışık ve korna düğmeleri vardır. Debriyaj kolu da buradadır. Bu kol çevrilince, motorlu vites kutusu bağlantısı açılır ve tekerlekler dönmez. Ters yöne çevrilince tekerlekler tekrar dönmeye başlar. Gidonun sağ kolunda ön frenleri kontrol eden kol vardır. Bu kol fren kablosuna bağlıdır. Kenarda ise, benzin miktarını ayarlayan gaz kolu bulunur. Sürücünün ön tarafındaki tabloda hız, km. sayacı ve devir göstergeleri vardır.
Motosiklet giderken sürücü ayaklarını pedalların üzerine koyar. Sol ayak tarafında arka tekerleği frenleyen bir pedal vardır. Ön ve arka frenlerin ikisi birden kullanılacaksa önce arka tekerlek frenlenir. Sağ ayak tarafında ise, ilk hareket pedalı ve vites pedalı vardır.

Mikrafon



Mikrafon elektrik akımının etkisiyle sesi uzaktaki alıcıya ulaştıran bir araçtır.

mikrofon

Telefon mikrofonunda ince bir metal zar vardır. Bu zar kulak zarı gibi çalışır. Ses dalgaları çarpınca titreşir. Bu titreşim, zarın arkasında bulunan kömür taneciklerinin basıncının değişmesine yol açar. Bunun sonucunda da elektrik akımının değeri değişir ve elektrik sinyalleri şeklini alır.

Aktif ve pasif olmak üzere 2 ana tip mikrofon vardır. Telefon mikrofonundaki gibi aktif tiplerde elektrik akımı bir güç kaynağından gelir. Pasif mikrofonda bir güç kaynağı gerekmez. Bunlarda elektrik akımı ses dalgalarındaki enerjiden elde edilir. Fakat bu akım çok zayıftır. Bu nedenle bu akımı, taşınmadan önce elektronik yükselticilerle kuvvetlendirmek gerekir. Pasif mikrofonlardan bir diğer tipte, kristalli mikrofonlardır. Kuvars gibi kristallere ses dalgaları gibi bir etki gelince elektrik akımı doğar.

Mide



Karın boşluğunda yer alan bir organdır.

mide

Sindirim ağızda başlar. Besinler burada çiğnenip küçük parçalara ayrılır. Besinler ağızda tükürük denen sıvıyla karışır. Tükürükte besinlerdeki maddeleri parçalamaya başlayan kimyasal maddeler bulunur. Bu maddelere sindirim enzimleri denir. Yutulan besin, yemek borusu adı verilen dar bir borudan aşağıya iner. Buradan mideye doğru geçerken ve mide ağzındaki kaslar gevşer ve besinin girmesine olanak sağlar. Besin midenin içine girer girmez mide ağızı kapanır, böylece artık besin yemek borusuna tekrar geri dönmez. Mide duvarındaki kaslar kasılırlar. Bu kasılma çok düzenli bir şekilde dakikada 3 kez kadar tekrarlanır. Sığımsal adı verilen bu düzenli kasılmalar besinleri iyice karıştırır ve parçalar. Besin, üzerine uygulanan bu fiziksel hareketin yanı sıra, kimyasal maddelerle de parçalanır. Mide suyu sindirim emzimleriyle tuzruhunu içerir. Bu kimyasal maddeler besine etki ederek daha fazla sindirilmesini sağlarlar. Yutulan besinler birkaç dakika sonra mideden boşalmaya başlar. Midede en az süre kalan besinler patates gibi nişastalı besinlerdir. Buna karşılık en uzun zamanda geçen besinler ise et ve buna benzer lifli sebzeler ile yağlardır. Tekrar yemek yenmedikçe mide 2 saat geçince boşalmış olur.

Mıknatıs



Her mıknatısın iki ucunda birer kutup vardır. Uçlardan biri kuzey kutbunu, diğeri güney kutbunu gösterir. İki mıknatıs birbirlerine yaklaştırılırsa benzer mıknatıs kutupları birbirini iterken, farklı kutuplar ise birbirini çekerler. Tek bir kutuplu mıknatıs yapılamaz. Bir mıknatıs istenildiği kadar küçük parçalara ayrılsın, her defasında iki kutbu olur.

mıknatıs

Demir parçaları, demirin bir ucu mıknatıs kutuplarından biri ile, diğer ucu da mıknatısın ikinci kutbunun özelliklerini kazandırılarak mıknatısa dönüştürebilir.

Meteoroloji



Atmosfer koşullarını, iklim ve hava durumunu inceleyen bilime meteoroloji denir.

meteoroloji

Atmosfer olaylarının çoğu atmosferin dünya yüzeyine en yakın olan troposfer adı verilen tabakasında oluşur. Atmosferdeki havanın akımı, bu havanın sıcaklığındaki farkların sonucudur. Hava ısınınca ya da soğuyunca harekete geçer.

Siklonlar, antisiklonlar ve cepheler başlıca hava sistemlerini oluşturur. Meteorologlar bunları inceleyerek havanın nasıl olacağını anlarlar. Meteoroloji istasyonları bu sistemleri incelemeye ve gereken bilgileri sağlamaya yarar. Bazı meteoroloji istasyonları çok uzak yerleredir. Örneğin kutuplarda ya da çöllerde ortasındadır. Bu istasyonlar birkaç çeşit gözlem bildirilir. İlk önce belirli bir bölgedeki havayı, buradaki sıcaklığı ve hava basıncı saptarlar. Rüzagarların yönünü ve hızını , bulutların miktarını ve çeşidini belirtirler. Yağmur yağmışsa, bunun miktarını ölçerler. Havanın bağıl nemini de kaydederler.

Merkezkaç



Bir merkez çevresinde yol alan bir cismi o mercekten uzaklaştıran güce merkezkaç denir.

merkezkaç

Ucundan sicimle bağlanmış bir topu başımızın çevresinde giderek hızlanan bir şekilde döndürürsek hız arttıkça dengemizi bozan bir gücün etkisinde kaldığımızı hissederiz. Bu güç ipin ucundaki topu mümkün olduğu kadar uzağa iter ki bu merkezkaçtır.

Mercekler ve Aynalar



Mercek içinden geçen paralel ışınları birbirine yaklaştıran veya uzaklaştıran cisimdir. Bir ve ya iki yüzü çukur ve ya tümsek olan cam ya da plastikten yapılmış bir araçtır.

mercekler aynalar

Saydamdır, yani ışığı geçirir. Fakat içinden geçen ışığın gidişini saptırır. Bu sapmaya ışığın kırılması denir. Merceğin cisme göre yeri değiştirilerek görüntünün büyüklüğü değiştirilebilir.

Ayna ışığın geçemediği, parlak cisimdir. Camın bir tarafını gümüş veya başka bir metalle kaplayarak yapılır. Ayna önündeki cismin görüntüsünü yansıtır. Üzerine gelen ışığı geldiği yöne tekrar geri gönderir. Bu olaya ışığın yansıması denir.

Lokomotif



Trenleri çeken, tekerlekli, büyük buhar makinesidir.

lokomotif

Lokomotif çelik bir gövde, demir tekerlekler ve bir motordan oluşur. Bu lokomotiflerde ocaktaki kömür yanar ve kazandaki suyu ısıtır. Elde edilen buhar, buhar kutusunda toplanır ve çok sıcak buhar taşıyan borulara geçer. Burada ocaktan gelen gazlarla iyice ısınır. Buhar miktarı sürücü tarafından kullanılan bir kumanda koluyla ayarlanır. Duman ve çıkış gazları, başka bir boru sistemiyle kazan içinden geçip bacadan çıkarlar. Bu borular, içinden geçen sıcak duman ve gazlarla suyu ısıtırlar. İyice ısıtılmış buhar, hareketli sübaptan geçip silindire gelir ve pistonu hareket ettirir. Bu hareket , çubuklarla tekerleklere geçer. Kullanılan buhar, bacadan dışarı atılır.

Lehim



Metal cisimler, lehim denilen bir madde ile birbirlerine eklenebilirler. Bu madde çeşitli metallerin bir alaşımı ve ya bileşiğidir. En çok kullanılan lehim kalay ve kurşun alaşımıdır.

lehim

İki teli lehimlemek için, birleşecekleri yerler ısıtılır. Bu işlem, buralara havya denilen demirin ucunu ısıtıp dokundurularak yapılır. Aynı zamanda bir miktar lehim de havyanın ucuna eritilerek alınır. Lehim, sıcak havyayla ergiyip sıvı şeklini alır. Sonra lehim, havya iki telin ucu arasında sürtülünce, her iki telin ucuna da yapışır ve soğuyunca katılaşır. Böylece sertleşen lehim, iki teli birbirine birleştirmiş olur.

Kulak



İşitme organıdır.

kulak

İşitme süreci başın dışında bulunan kulakkepçesinden başlar. Kulakkepçesi ses dalgalarını toplar ve bu ses dalgalarının hangi yönden geldiğini belirler. Kulakkepçesi ile dışkulak yolu dışkulağı oluştururlar. Dışkulak yolunun sonunda ortakulak vardır. Burası içi havayla dolu dar bir boşluktur. Dışkulak ile ortakulağı kulak zarı denilen ince bir ayırır. Ses dalgaları kulak zarına geldiği zaman bu zarın titreşmesine neden olurlar. Titreşim buradan minik bir kemik zinciri üzerin-den ortakulağı geçer. Bu zincirin sonunda titreşim başka bir zara (oval pencere) gelir. Ortakulağı içkulaktan ayırır. Zincirdeki ilk kemik çekiç kemiğidir ve kulak zarının iç yüzüne yapışık durumdadır. Çekiç kemiğinin başı zincirin ikinci kemiği olan örs kemiği ile birleşir. Örs kemiği de üzengi kemiğine bağlanır. Üzengi kemiği oval pencereye aynen uyar ve zincirde tamamlanmış olur. Ortakulak boşluğu östaki borusu ile boğazın arka yanına bağlantılıdır. Bu da ortakulak boşluğundaki havanın sürekli yenilenmesini sağlar. İçkulak kemik içindeki bir takım boşluklardan yada oyuklar-dan oluşmuştur. Bu boşluklara dolambaç denir. Dolambacın iki ana bölümüne salyangoz ve yarım daire kanalları denir. Yarım daire kanalları denge mekanizmasının önemli bir bölümüdür. Salyangoz ise, iç kulağın işitme ile ilgili bölümüdür. Salyangozun en önemli bölümü, salyangoz boyunca uzanan ve boyu 3 cm. yakın olan temel zarı denilen doku şerididir. Temel zarı üzerinde bir takım çıkıntılar uzanır. Bunlar korti organını oluşturur. Korti organında sinir tanecikleriyle birleşen binlerce tüycük vardır. Bu organ ses titreşimlerinin mekanik enerjisini elektrik itkilerine dönüştürür ve bu itkileri beyne yollar.

Kuyrukluyıldız



Ardında kuyruk denilen ışıklı bir oluşum taşıyan gökcismidir.

kuyruklu yıldız

Önce tıpkı bir yıldız gibi soluk ışıklı bir noktadır. Birkaç gece sonra yavaş yavaş yıldızların önüne geçer. Kuyrukluyıldız bu noktada güneşten çok uzakta ve uzayın derinliklerindedir. Güneşe doğru yaklaşırken giderek parlak ve büyük görünür, çevresinde bir gaz topu belirir. Sonra bu gaz topu kuyruk olur.

Kuyruk çıplak gözle süt beyazı bir ışık şeridi gibi görülür.

Köprü



Bir karayolu, demiryolu ve ya kanal yapımı sırasında bir ırmak ve ya vadi gibi bir engelle karşılaşılırsa bu engeli aşmak için köprü yapılması gerekir. Köprüler ulaşım için son derece gereklidir. İnsanlığın ilk çağlarından beri köprü yapılagelmiştir.



Günümüzde modern köprüler sabit, hareketli ve taşınabilir olarak 3 tipe ayrılmaktadır. Sabit köprüler, kiriş I şeklindeki çelikten ve ya betondan yapılmış ayaklara oturur. Daha sağlam olması için aralara köşegen çubuklar konarak üçgenler oluşturulur ve daha dayanıklı hale getirilir. Sabit köprülerin başka bir tipi olan asma köprüler çok geniş ırmakları geçmek için yapılır. İki kıyıda yüksek kuleler arasına taşıyıcı kablolar gerilir. Otoyolu, yine kablolarla, taşıyıcı kabloya asılır. Yol döşemeleri dengeyi sağlamak için, kafes kiriş ve ya kutu şeklinde yapılır. Yine Sabit köprülerin başka bir tipi olan çıkmalı köprüler ise, İki kirişli ve ya kemerli açıklık çıkmalar yapılarak uzatılır ve diğer parçalarla birleşir. Çelik ve taş kemer köprülerde vardır. Bazen yol, kemerin üstü yerine altına yapılır.

Hareketli ve ya açılır kapanır köprüler, gemilerin gidip geldiği ırmaklarda yapılır. Kirişli ve ya kafes kiriş şeklindedirler ve gemilerin geçmesi için kaldırılır ve ya yana açılırlar. Düşey hareketli köprüler, hareketli köprülerin bir başka tipidir. Hidrolik düzenleri bulunan iki kule kirişi taşır ve kiriş hidrolik düzenin yardımıyla düşey bir biçimde yukarı kalkıp, aşağıya inebilir.

Taşınabilir köprüler, Taşıyıcı bir araca asılmış, kirişli tipte köprülerdir. Aracın bir kenarında durarak, köprüyü karşı kıyıya uzatmasını sağlayan mekanik düzenleri vardır.

Kömür



Kömür karbonlu maddelerin kimyasal değişmelere uğramasından oluşan bir yakıttır.

kömür

Basit tanımıyla ise milyonlarca yıl önce çürümüş bitki kalıntılarıdır. Sıkıştırılmış karbon ve hidrojenin çeşitli şekillerde birleşmesinden oluşmuştur. Bu bileşikler oksijene karşı çok duyarlı olup, kolayca yanabilirler. En çok bilinen kömür çeşidi taşkömürüdür. %70-90 arasında karbon içerir. Dokunulduğu zaman iz bırakır. Diğer kömür çeşidi antrasittir. Çok serttir ve çok az bulunur. %90 karbon içerir.

Günümüzde pek çok endüstri dalının hammaddesi kömürdür.

Kök



Kök bir bitkinin gövdesinin dip kısmından aşağıya doğru büyür ve toprağın altında bir ağ gibi yayılır.

kökler

Kökün bir görevi bitkiyi toprağa bağlamaktır. Kök ne kadar büyükse bitki de o kadar sağlam bir şekilde toprağa bağlanmış olur. Bitki kökleri ayrıca toprağın kaymasını önler. Kökün diğer görevi ise, bitkiyi beslemektir. En ince köklerin ucunda bulunan emici tüyler, topraktan su ve suda erimiş madensel tuzları emerler ve bunlar bitkinin sapından ve gövdesinden geçerek yapraklara ulaşır. Kökler sürekli olarak uzar. Genellikle boyları büyür, kalınlıkları artmaz . Büyüdükçe uçları yavaş yavaş, fakat büyük bir kuvvetle toprağı iterek kendine yol açar. Kayalardaki ufak çat-lakların aralarında bile ilerler. Kökün ucu sürekli yeni hücreler oluşturan bir dokudan yapılmıştır. Bu doku kökün içinde de yan köklerin oluşmasını sağlar.

Kozmik Işın



Uzaydan gelen atomdan da küçük, elektrik yüklü taneciklerin oluşturduğu akımlardır.

Kozmik ışınlar her an var olmakla beraber son derece küçük olduklarından hissedilemezler.

Kozmik ışınlar birincil ve ikincil ışınlar olmak üzere 2 sınıfa ayrılırlar. Birincil ışınlar, atmosfere ilk olarak ulaşan küçük taneciklerdir. Işık hızına yaklaşan ve saniyede 299,792 km.’ye ulaşan büyük bir hızla hareket ederler. Dünya atmosferinin yüksek tabakalarında, bu birincil ışınlar hava-yı oluşturan azot, oksijen ve diğer gazların atomları ile çarpışır. Kozmik ışınların enerjileri çok yüksek olduğundan bu gaz atomları daha küçük taneciklere parçalar. Bu yolla oluşan tanecikler ikincil kozmik ışınları oluşturur. Yeryüzüne ulaşan ışınların hemen hemen tamamı ikincil ışınlardır.

Konuşma



Düşünce ve duyguların sözle anlatılması eylemidir.

konuşma

İnsan gırtlağında bulunan esnek dokulardan oluşan kanatçıkların konuşma sırasında oynaması havayı titreştirir. Ses telleri adı verilen bu kanatçıklar ağzın arka kısmı ile akciğerleri birleştiren soluk borusunun içindedir. Ses tellerinin arasında bulunan boşluk, soluk aldıkça akciğerlere hava-nın girip çıkmasına olanak verir. Konuşunca boğazdaki kaslar ses tellerini birbirine yaklaştırır ve aralarında havanın çıkabileceği dar bir boşluk kalır. Bu dar boşluktan geçen hava ses tellerini tit-reştirir ve ses çıkmasını sağlar. Ses tellerinin bir ucu gırtlaktaki tek bir kıkırdağa, diğer uçları ise türlü yönlerde hareket edebilen çok ufak kıkırdak parçalarına bağlıdır. Tiz sesler çıkarıldığı zaman bu kıkırdak parçaları geriye doğru itildiğinden ses telleri iyice gerilir. Pes seslerde ise kıkırdaklar öne doğru gelir ve tellerin gerginliği azalır. Ses telleri gerildikçe çıkan sesin yüksek, gerginlik azaldıkça ses perdesi alçak olur.

Kloroform



Kloroform renksiz, kendine özgü bir kokusu olan, koklanınca bayıltan bir sıvıdır.

kloroform

Karbon, hidrojen ve klor içerir. Tatlı bir tadı olan , hoş kokulu, renksiz ve duru bir sıvıdır. Yanıcı değildir ve hayvansal yağlar, sıvı yağlar ve reçineler için çözücü madde olarak kullanılır.

Klor



Kimyasal bir elementtir. Kolayca başka elementlerle birleşir. Bu nedenle gaz halinde ve tek başına hiç görünmez.

klor

En çok bilinen klor bileşiği yerkabuğunda ve deniz suyunda bulunan sodyum klorür ya da sofra tuzudur ve tüm canlıların ihtiyacı olan bileşiktir.Bileşik halde olmayan arı klor yeşilimsi sarı renkte bir gazdır. Kötü kokuludur, yüksek dozları çok zehirleyicidir. Klor genellikle sodyum klorürün elektrolizinden elde edilir. Eriyik halde ya da suda çözünmüş halde bulunan sodyum klorür içinden elektrik akımı geçirilir. Bu akım tuzun sodyum ve klor elementlerine ayrışmasını sağlar.

Kilit



Kilitler silindir gövdeli kilitler ve düz pimli kilitler olmak üzere incelenebilir.

kilit

Silindir gövdeli kilitleri başka bir anahtarla açmak imkansızdır. Kapağın dönebilmesi için pimlerle çeviricilerin aynı hizaya gelmesi gerekir. Bunu da asıl anahtardan başka anahtar yapamaz. Silindir gövdeli kilitler başka bir anahtarla kullanılabilmesi için kolaylıkla değiştirilirler.

Düz pimli kilitlerde dile bağlı köprü, kilitlemeden sonra dilin içeri çekilerek kilidin açılmasını ön-ler. Dilin içeri çekilmesi için uygun bir anahtar kullanılarak kılavuzun tam yerinde olacak şekilde pim düzenekleri aynı hizaya getirilir. Aynı hizada bir açıklık oluşur. Köprü bu açıklıktan geçer. Bu durumda anahtar dili geri çekebilir. Dil içeri çekildiğinde pim düzenekleri yayın etkisiyle yerlerine otururlar.

Kıl



Memeli hayvanların derisinden çıkan ipliksi bir liftir.


Kıl gövdesinin dışı pullarla kaplıdır. Her bir kıl, derinin yüzeyindeki folikül adı verilen bir bez içinden çıkar. Folikül, derinin daha aşağıdaki tabakasına kadar iner. Kılın kendisi canlı olmamakla beraber folikül kanla beslenir.

Ayrıca bir ya da daha fazla yağ bezeciği, folikülün içine kılın yağlanmasını sağlayan bir madde salgılar. Foliküle bağlı küçük bir kas vardır. Kıl kökü adı verilen bu kas, korku ya da üşüme anında kılı dikleştirir. Bu dikleşme sırasında folikülün tümü derinin yüzeyine doğru çekilir. Bu da tüylerin ürpermesine neden olur.

Kauçuk



Kauçuk gerilebilen ve serbest bırakıldığı zaman eski şekline dönen esnek bir maddedir.

kauçuk

Yavaş aşındığı için endüstri alanında çok kullanılmaktadır. Elektrik, ısı ve ses geçirmediği için elektrik tellerinin, duvarların kaplanmasında kullanılır. Bundan başka tutkal ya da yapıştırıcı madde olarak ta kullanılır.

Başta lastik ağacı olmak üzere çeşitli ağaçlardan elde edilir. Lastik ağacının kabuğu üzerine her gün bir çentik çizilir ve ağaçtaki hammadde toplanır. Kauçuk hammaddesi işlenmeden önce gerilir ve katı kitleler oluşturmasını sağlamak için üzerine asit dökülür. Buna pıhtı adı verilir. Pıhtı halin-deki kauçuk silindirlerden geçirilerek kurutulur ve elde edilen kuru kauçuk tabakalar, ihtiyaç kauçuk çeşidine göre işlenmeye başlanır.

Kasırga



Kasırga güçlü bir tropikal fırtınadır.

kasırga

Sıcak tropikal güneş, ilkbahar ve yaz boyunca denizi ısıtır. Deniz bu ısıyı depo eder ve sonbahar geldiğinde denizin sıcaklığı 27 dereceyi bulur. Denizin yüzeyinden bir miktar su buharlaşır ve ılık nemli bir hava tabakası oluşturur. Bu ılık hava birkaç km. genişliğinde bir sütun halinde yükselir. Bunun yerini almak için soğuk hava dönerek gelir. Ilık havanın içindeki su buharı soğuk havaya değince su damlacıkları oluşur. Bu sırada dışarı ısı verilir. Bu ısı hava sütununu ısıtır. Böylece kasırgayı beslemek için daha fazla hava çekilir. Bir süre sonrada fırtına başlar.

Kas



Kasılarak vücudun hareketini sağlayan organlara kas (adele) adı verilir.

kas

Kaslar kas kirişi denilen çok sağlam, ipe benzer şeritlerle iskelete bağlıdırlar. Hareket eden kas kasılır ve daha kalınlaşır. Bir kas etkin olarak kendi kendini gevşetemez. Ancak karşı yönde çalışan bir başka kas tarafından önceki haline geri döner.

Kasların iş görebilmeleri için enerjiye gereksinimleri vardır. Kaslarda kimyasal enerji, iş sırasında harcanan mekanik enerji haline dönüştürülür. Kimyasal enerji solunum sürecinden sağlanır. Bu süreçte besin ürünleri oksijenle yakılır, karbondioksit, su ve enerji oluşur.

Kas dokusu hücrelerden, kas hücreleri de uzun dar telciklerden oluşur, fakat bu hücreler görünüşleri bakımından değişiktir, istemli, istemsiz ve birde istemsiz sayılabilecek kalp kası olarak 3’e ayrılabilir.

İstemli kasların kas telcikleri enine kesen çizgiler halindedirler ve bu görünüşünden dolayı çizgili kas da denilebilir. Her istemli kasın bir çok çekirdeği vardır. Sebebi ise, her bir kas telciğinin kendine özgü bir çok hücreden ve sinirlerden oluşmasıdır. Merkez sinir sistemindeki bir sinir hücresinin akson denilen bir kolu bu kas telciğine bağlıdır. Bu akım telciğin kasılmasına neden olur. İstemli kasların bir de kas iği denilen özel duyu organları vardır. Bir kas kasıldığı zaman iğler, sinirler yoluyla beyne haber gönderir, kasılmanın derecesiyle ilgili bilgi verirler. Sinir buyrukları kaslara elektrik uyarıları biçiminde taşınır.

İstemsiz kaslar kısa olup, iğ biçimindedirler. Bu kaslarda çizgi yoktur. (çizgisiz kas da denilir) İstemsiz kaslar genellikle mide ve diğer iç organlarda bulunduğundan iç organsal kaslar da denilebilir. İskelete bağlı değillerdir.

Kalp kasının telcikleri daha kısa hücrelerden oluşan uzun sütunlar biçimindedir. Bu hücre şeritleri birbirine sayısız köprülerle bağlanmıştır. Bu köprüler bütün kas telciklerini bir çeşit ağ şeklinde birbirine bağlar. Kalp kası bir bütün olarak kasılır. Kalp kasında her kalp atışını başlatan elektriksel uyarının doğduğu bölgeye atış hızı düzenleyicisi denir. Bu hız düzenleyicisinden gelen haberler telcikleri birleştiren köprü şebekesiyle kalp kasını dolaşır. Kalp kasının hücreleri istemli kaslarda olduğu gibi çizgilidir.

Kan Dolaşımı



kan dolaşımı

Kan kalpten büyük atardamarlara girer. Bu atardamarlar da daha küçük atardamarlara, bunlar da atardamarcıklara ayrılır. Sonunda minik damarcıklardan, kılcal damarlardan oluşan bir ağ meydana gelir. Kılcal damarların çeperleri çok ince olduğu için gazlar, su ve tuzlar kolayca geçerler. Kan kılcal damarlardan geçtikten sonra toplardamarcıklara, oradan toplardamarlara geçer ve onlarla kalbe döner.

Kanal



İnsan eliyle yapılmış, deniz, göl, ırmak gibi büyük suları birbirine bağlamak ve ya suyu başka yöne akıtmak için açılan su yoludur.


Kanal setleri taş, tuğla, çimento veya ahşaptan inşa edilir. Bu malzeme suların toprağı sürüklemesine engel olur. Killi toprak su sızdırmadığı için kanal yapımında en uygun toprak türüdür. Eğer kanalın toprağı su kaçıracak kadar gözenekli ise su yolunun bir bölümünde, taban çimento ile kaplanır.

Kanser



Vücut normal görevini yaparken , vücudu oluşturan doku ve hücrelerin tümü uyum içindedir. Bazı durumlarda hücrelerde bir bozukluk ortaya çıkar. Bu hücreler devamlı bölünürler ve bunun sonucunda da pek çok sayıda yeni hücre oluşur. Yeni hücreler vücuda zarar vermeye, vücudun başka yerlerine yayılmaya ve daha çok zarar vermeye başlarlar. Dokuların bu şekilde denetimden çıktık-ları duruma kanser adı verilir.

Her cins hücreyi etkiledikleri için de pek çok çeşitli kanser türü vardır. En yaygın kanser türü karsinomalardır. Bunlar deride, akciğerlerde, midede, bağırsaklarda ve diğer iç organların üzerini ve içini örten vücut örtülerinde oluşan kanserlerdir. Sarkomlar, vücudun kemik, kıkırdak ve yağ gibi bağdokularında oluşurlar. Başka bir kanser türü de, kemik iliğini, kan hücrelerini ve lenf bezlerini etkileyen ve lösemi denilen kanserdir.

Vücutta akciğerlerde ve beyinde oluşan kanserler çok büyük zararlara neden olduklarında hasta hayatını kaybedebilir.

Kalsiyum



Kalsiyum yer kabuğunda en sık bulunan metallerdendir.

kalsiyum

Doğada en çok kalsiyum karbonat tebeşir ve kireçtaşı şeklinde bulunur.İlkel hayvanların iskeletleri kalsiyum karbonattan oluşmuştur. Kalsiyum karbonat rezervlerinin büyük bir bölümünün bu hayvanların kalıntıları olduğu sanılmaktadır.

Kalsiyum gerek insan gerek hayvan vücudu için gereklidir. Kemiklerin ve dişlerin oluşması ve sağlıklı kalabilmesi için kalsiyuma gereksinimleri vardır.

Kalp



Kalp göğsün ortasında olup, her iki yanında akciğerler bulunur.

kalp

Kalp yaklaşık olarak kişinin yumruğu büyüklüğünde ve biçimindedir. Ağırlığı yaklaşık 350 gr.’dır. Kalbin içinde 4 odacık vardır.Kalbin üst tarafında 2 küçük odacık kulakçıklardır, alt tarafındaki 2 küçük odacık ise karıncıklardır. Kulakçıklar kanı toplar, karıncıklar kalın kas çeperi ile kanı kalpten pompalar.Kalbin tam ortasında aşağıya doğru uzanan kalp bölmesi (septum) denilen bir kas çeperi vardır. Bu bölme sağ kalp ile sol kalbi, oksijenleşmiş kan ile oksijenini yitirmiş kanı birbirinden ayırır. Kulakçıklardan karıncıklara açılan özel kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar kanın geri dönmesini engeller. Kan karıncıklara geçer geçmez bu kapakçıklar kapanır ve kan kulakçıklara geri gidemez. Sağ kulakçıkla sağ karıncığı 3 parçalı olan ve her parçası oynayabilen bir kapakçık birleştirir ve buna üçlü kapakçık (triküspid) denir. Sol kulakçığı sağ karıncığa bağlayan kapakçık ise, 2 parçalı olan ve her parçası oynayabilen ikili kapakçıktır. (biküspid) Bütün vücudu dolaşıp kalbe dönen kan, sağ kulakçıkta toplanır. Bu odacıkta basınç artar ve bu basınç üçlü kapakçığı zorlayarak açar. Kan karıncığa akar; bu odacığın kasılabilen kas çeperleri vardır. Kan akciğerlere pompalanır. Akciğerde karbondioksit bırakılır, oksijen alınır. Bunun üzerine oksijenlenen kan sol kulakçığa döner. Aynı basıncın yükselmesi sol kulakçıkta da meydana gelir. İkili kapakçık zorlanarak açılır. Kan sol karıncığa dolar. Sol karıncık kasılır ve kan ana atardamar aracılığı ile vücudun her yanına gönderir.

Trioit



Kalkanbezi insan vücudunun boyun kesiminde bulunan küçük bir salgı bezi olup, diğer bir adı da trioit’tir.

kalkanbezi

Gırtlağın hemen altındadır. Burada üretilen maddeler, insan vücudunun tüm canlı hücrelerindeki kimyasal süreçleri denetler.

Kalkanbezi trioit hormonları üretir ve yapısında iyot elementi bulunur. Vücutta bu hormonlara ihtiyaç oluncaya kadar depo görevi görürler. Tiroit hormonları bütün vücudu dolaşırlar ve metabolizma sürecinde besinlerdeki maddelerin yakılması sonucu vücuda enerji sağlanır, besin maddelerinden vücut dokuları yapılır.

Kaleydoskop



Göze tutulup çevrilince içindeki renkli cam parçalarını küçük aynalara yansıtarak çeşitli geometrik şekiller gösteren boru.

kaleydoskop

Aynalar kenarları birbirine değecek biçimde ve aralarında belirli bir açı ayarlanarak yerleştirilir. Silindirin göze tutulan kısmında ufak bir delik, diğer ucunda ise aralarında bir boşluk olan iki cam vardır. Bu boşlukta sallandıkça hareket eden renkli camlar yada boncuklar bulunur.

Kaleydoskopa bakılacağı zaman bir ucunun pencere veya lamba gibi aydınlık bir yere doğru tutulması gerekir. Uçtaki dış cam buzlu olduğu için dış kaynaktan gelen ışığı dağıtır ve boncukların arkasında parlak bir ışık tabakası oluşturur.

Kaleydoskopun içinde oluşan şekilleri, ışığı renkli boncuklardan yansıtan iki ayna meydana getirir. Görüntülerin sayısı iki aynanın birbiri ile yaptığı açının derecesine bağlıdır.

Kaleydoskopların silindir ucuna cam yerine mercek takılan başka bir türü de vardır. Mercekten geçen, örneğin bir odanın içindeki eşyalar, üçgenler içinde tekrarlanan kaleydoskopik şekiller olarak görülürler.

Kağıt



Kağıt çok geniş kullanım alanına sahip olan bir maddedir.

kağıt

Ağaç ve bitki gibi maddelerden elde edilen ve selüloz adlı bir maddeden oluşan lifler özel kimyasal işlemlerden geçirilerek kağıda dönüştürülür.
Lifler suyla karıştırılarak hamur haline getirilir.Bu hamur düzgün bir yüzeye yayıldığı zaman içindeki su kurur ve geriye tabaka haline gelmiş olan ağaç lifleri kalır. Bir çok kağıt türleri sadece birkaç lif kalınlığındadır. Kağıt kalınlığı özel ölçülerle belirtilir.

kağıt

Kağıt yapımında kullanılan hammaddenin %97‘si çam, ladin ve köknar gibi ağaçlardan elde edilir.Ayrıca kullanılmış kağıtlarda toplanarak yeniden kağıt yapımında kullanılır. Kullanılmış kağıtlar önce makinelerde parçalanır ve tekrar hamur haline getirilir. Sonra gerekirse kimyasal işlemlerden geçirilerek üzerinde bulunan mürekkep ve boya gibi istenmeyen maddelerden temizlenir. Hamur yıkanır ve kitap basımında kullanılacak ve beyaz kağıt yapılacaksa rengi beyazlaştırılır.

Jiroskop



Eksenlerinin biri çevresinde dönen ve dönme ekseni değişikliğe uğramadan istenildiği gibi yer değiştirebilen gerece verilen addır.

jiroskop

Jiroskopun tekerleğine rotor adı verilir. Rotorun orta çapı doğrultusunda ve çevresinde koruyucu bir halka vardır. Ayrıca bir de kutupları doğrultusunda çevresini saran halka bulunur.Bunlar jiroskopun kolay kullanılmasını sağlar.Bir ipi, eksen çevresinde sarıp, sonra çekerek jiroskopu döndürebiliriz. Dönmekte olan jiroskop, bir kalem ucuna konulsa bile devrilmeden durabilir. Rotor yavaşlayınca jiroskop yukarı doğru olan durumunu değiştirir fakat devrilmez. Üzerinde durduğu noktanın düşeyinden geçen sanal bir eksen çevresinde yavaşça dönmesini sürdürür. Bu hareket topaçın yalpalamasına benzer. Buna salınım denir. Salınım daima, uygulanan kuvvete dik doğrultuda oluşur. Bu durumda etkiyen kuvvet, yerin merkezine doğru olan yerçekimi kuvvetidir. Jiroskop ağırsa ve hızla dönüyorsa, salınımları yavaş olur.

Jiroskopun kullanıldığı yerlerden biri gemilerdir. Dalgalı denizlerde gemilerin dengede durmasını ve rahat bir yolculuk yapılmasını sağlar. Bundan başka uçaklardaki gösterge tablosunda bir jiroskop tarafından kontrol edilen sanal bir ufuk çizgisi vardır. Bu uçağın eğilme açısını gösterir.

Jet Motoru



Jet motorunda hava, motorun önündeki kompresör denilen bir kısım tarafından emilir. Kompresörde, pervaneye benzeyen ve havayı geriye doğru iten, dönen kanatlı çarklar vardır. Her dönüşten sonra , dönen havanın geriye doğru çıkması için bir duraklama olur.

jet motoru

Kompresör, diğer uçaklardaki pervanelerin yaptığı gibi ileri doğru götürmez. Havayı, küçük hacimli bir yer olan yanma odasına basınçla gönderir. Kompresör olmaza , havada motorun iyi çalışmasına yetecek oksijen olmaz. Oksijen jet yakıtının yanması için gereklidir.

Yanma odasında memelerden belirli oranda yakıt püskürtülür. Parafinin özel bir türü olan jet yakıtı elektrikli bir sistemle ateşlenir. Yakıtın yanmasıyla, yanma odasındaki gazın sıcaklığı 1100 santigrat dereceye yükselir. Isınan gaz genleşir, yeniden kompresöre dönemez çünkü oradan gelen basınçlı hava buna engel olur. Sıcak gazın çıkabileceği tek yol, uçağın kuyruğuna doğru giden çılış borusudur. Gazın çıkış hızı belli bir değere ulaşınca motorun hareketi başlar.

İyon



Kelime anlamı dolaşan, hareket eden olan iyon, elektron sayısı farklı olan atomlara verilen addır.

iyon

Bir atom elektronlarından birini kaybederse, pozitif değerli iyona, bir elektron alırsa bu kez negatif değerli iyona dönüşür. Atomun elektron kaybetmesine ya da kazanmasına iyonlaşma olayı adı verilir.

Dünyayı iyonlardan oluşan ve iyonosfer denilen bir tabaka çevreler. İyonosfer yer kabuğunu 100-300 km arasında bir yüksekliğe kadar kaplar. Bu tabakada hava, güneşin kuvvetli ışınım gücü ile iyonlaşır. İçindeki bütün atomların iyonlaştığı bu tür gazlara plazma adı verilir. İyonosfer saye-sinde uzak yerlerdeki radyo programlarını dinleme olanağı sağlanmaktadır. İyon katı radyo dalgalarını, aynanın ışığı yansıtmasına benzer bir yöntemle yansıtır.

İvme



Bir cismin hızı artıyorsa ivme kazanıyor denir.

ivme

Ancak cisim, bir kuvvetin etkisiyle hızlanır. Aksi halde ya hızı yavaşlar ya da durur. Ör Tüfeğin tetiğine basılınca mermi harekete geçer ve tüfek namlunun ucuna gider. Buradaki hızı en fazla olduğu yerdir. Namludan çıktıktan sonra mermiye etki eden bir kuvvet kalmaz. Havanın direnci ile yavaşlar, yerçekimi ile aşağıya doğru iner. Havanın direnci ve yerçekimi olmasaydı mermi düz bir yol boyunca hiç durmadan giderdi.

Bir cimin hızı bir yöne doğru azalırken, başka bir yöne doğru hızlanır. Ör Bir otomobil kuzeye doğru 50 km hızla gidiyor olsun, sonra bir viraja gelip aynı hızla doğuya yönelsin. Bu durumda doğuya doğru hızı 0 km.’den 50 km’ye çıkarken, kuzey yönüne doğru 50 km’den 0 km’ye düşer.Otomobil doğuya doğru hızlanmış, kuzeye doğru yavaşlamıştır.

İstatistik



İstatistik, kişisel ve nesnelerle ilgili bilgileri içeren bir bilim dalıdır. Bundan başka toplanan verilere ve bu verilerin toplama ve inceleme yöntemlerine de istatistik denir. Günümüzde günlük yaşamda çok fazla kullanılmaktadır.

istatistik

Ör:1000 adet dolmakalemin iyi yazıp yazmadığı hakkında bir bilgi sahibi olmak için tek tek denet-lemek çok zaman alacağından içinden seçilen 20 adet dolmakalemle yapılan inceleme bütün dolmakalemler hakkında bize bir bilgi verebilir. Ancak seçilen dolmakalemler sadece belirli bir yerden alınırsa bu sağlıklı bir istatiski sonuç veremeyebilir. Çünkü en iyi olanlar en üst sırada bulu-nuyor olabilir. Bu nedenle sağlıklı bir istatistik yapabilmek için kutunun her sırasından dolmakalem seçilmelidir.

İpek



İpekböceği kozlarından elde edilen çok ince ve parlak bir teldir.

ipekböceği

İpek ipekböceği adı verilen küçük bir kurtçuğun ürettiği doğal bir ipliktir ve kozası tek bir iplikten oluşur.

İpek, ipekböceği larvasının ağzının yanındaki salgıbezlerinden, iplik üretici bir gözenek aracılığı ile salgılanır. İpek, sıvı halde salgılanır, ancak hava ile temas edince katı hale dönüşür.İpeğin elde edilebilmesi için kozalar ısıtılır ve ipek el yada makine ile sağılır. Ancak, koza üzerindeki ipek telleri bir arada tutan doğal yapıştırıcı maddeyi yumuşatmak için kozalar önceden suya sokulur. 1 kg. ipek elde etmek için 5000 adet kozanın sağılması gerekir.

İpeğin ana maddesi fibroin denilen bir protein olup, ipek lifleri son derece ince ve bir o kadar da sağlamdır. Bir kozayı oluşturan ipliğin uzunluğu 1000 m.’den fazla olabilir.

İnci



İstiridye cinsinden kabuklu deniz hayvanlarının içinden çıkan sedef renginde süs tanesi.

inci

Kabuklu bir deniz hayvanının kabuğunun içine giren kum veya çakıl gibi sert bir cisim hayvanı rahatsız eder. Hayvan bu cismi, kabuğunu astarlayan pürüzsüz bir maddeyle tabakalar halinde örter. Sert billursu bir kristalin olan aragonitten oluşan bu maddeye sedef adı verilir. Kabuğun altındaki deri tarafından oluşturulan sedef, kumu iyice kaplayınca hayvan artık rahatsız olmaz. Sedefle kaplanan kuma inci adı verilir.

X Işını



X ışınları normal ışın demetine benzer. Normal ışık nasıl cam gibi cisimden geçerse X ışınları da bir çok cismin içinden geçebilir. Ancak bu ışınların bir özelliği bazı cisimlerden de geçebilmesidir. Bu özelliğinden dolayı bir çok bilim, endüstri ve tıp alanlarında kullanılmaktadır.

x ışınları

X ışınları hareket eden elektronların metal yüzeye çarpması ile oluşan enerji meydana getirirler. Elektrik yüklü bir taneciğin hareketi hızlandırıldığı veya yavaşlatıldığı zaman, bu parça enerjiyi ışınım olarak dışarı verir. Küçük dalgalardan oluşan bu ışınıma elektromanyetik dalgalar denir. Bu dalgalar cisimlerin içinde ve boşlukta hareket edebilirler.

Dalga uzunluğu, birbiri ardından oluşan iki dalganın en yüksek noktaları arasındaki uzaklıktır. Dalga uzunluğu ne kadar kısa olursa, enerji o kadar fazla olur. Buna göre x ışınlarının enerjisi normal ışınların oluşturduğu enerjiden çok daha fazladır. X ışınlarının normal ışığın geçemediği cisimlerden geçmesinin nedeni budur.

İçgüdü



Canlıları, araya düşünce girmeksizin, kendilerine yararlı yada gerekli işlere güden duyguya içgüdü denir.

içgüdü

Bir canlının içgüdüsel hareketi anne ve babasından kendisine kalıtım yoluyla geçen bir özelliktir. Vücudun sinir sistemi belli koşullara önceden belirlenmiş biçimlerde tepkisini gösterir.

Ör:Yengeç şeytan minaresi gibi kabuklu deniz hayvanlarının attığı kabukları toplar ve tehlike anında kendisini korumak için içgüdüsel olarak bu kabukların içine saklanır. Ancak bazı içgüdesel davranışlar öğrenme yoluyla değişiklik gösterebilir. Ör:Akvaryumun camına vuruca kabuğuna çekilen yengeç birkaç gün sonra bunun tehlikeli olmadığını anlayınca kabuğuna çekilmekten vazgeçebilir.

Işın Tedavisi



Bir hastalığın ışınım (radyasyon) yoluyla tedavisine ışın tedavisi denir.

ışın tedavisi

Işın tedavilerinden biri, röntgen filmleri olup, vücudun kemikler gibi derinin altındaki bölümlerini gösterir. Röntgen makinesinden yayılan X ışınlarına uzun süre maruz kalındığı zaman hücreleri öldürdüğü için çok tehlikelidir.

Diğer bir tedavi şekli gama ışınlarıdır. Vücutta oluşan kanser gibi zararlı tümörlerin tedavisinde kullanılır.Gama ışınları vücuda girince bazı hücreler tarafından emilir. Bu hücrelerin kimyasal yapısını değiştirir ve oluşan zararlı maddeler hücreyi öldürür.

Işığın tedavisinin bir türü de, içinde radyum adı verilen radyoaktif maddelerin bulunduğu iğne yada kapsüller kullanılarak yapılan tedavidir. Bu yöntem, vücudun yüzeyine yakın urların tedavisinde kullanılır. İçi oyuk ve hava geçirmeyen iğne yada kapsüllerin içine az miktarda radyum doldurulur. Bu iğne yada kapsüller altın, platin gibi ağır metallerden yapılır. Radyum iğneleri yada kapsülleri küçük kanserli urlara batırılır ve gama ışınları uru tam olarak öldürene kadar burada bırakılır.

Isıtma Sistemleri



Isı bir yerden bir yere 3 yolla ulaşır. Isınan maddenin atomundan atomuna giderek (letim yada kondüksiyon), boşlukta dalgalar şeklinde (güneşten gelen ısının dünyaya ulaşması) ve taşınma yoluyla. (konveksiyon)

ısıtma sistemleri

Buna göre ısıtma sistemlerini şöyle açıklayabiliriz. Hava ısıtma ünitesinde ısıtılmakta ve kanallardan odalara üflenmektedir. Hava döşeme veya duvarlar içindeki kanallardan geçebilir. Sıcaklık fazla gelirse vantilatör kapatılır.Dolaşan hava yeniden ısıtıcıya giderek ısınır. Sıcak su pompalanarak borularla radyatörlere ulaşır. Isıtıcıdaki su, gaz veya elektrikle de ısıtılabilir. Termostat ve zaman ayarlı saatle sıcaklığı ve zamanı kontrol edilir. Genleşme kazanı, ısıtıcıda olabilecek taşmaları dışarı akıtır. Sıcaklık fazla gelirse radyatörler kapatılır.

Isı



Isı bir cisimdeki sıcaklığın artmasına yol açan fiziksel güçtür.

Her madde atom denilen sayısız küçük taneciklerden oluşmuştur ve sürekli olarak hareket ederler.
Bu nedenle kinetik enerjiye sahiptirler. Buna göre, bir cismin ısı enerjisi, onun hareket eden atomlarının kinetik enerjisine eşdeğerdir. Atomların hareket hızı arttıkça, cismin sıcaklığı da yükselir. Buna göre bir cismi ısıtmak, onun atomlarının hareketini hızlandırmak demektir.
Isı enerjisi başka enerji çeşitlerine dönüşebilir. Ör. Buharlı lokomotiflerde, kazandaki ısı tekerlekleri döndüren bir mekanik enerjiye dönüşür. Bir jet motorunda yakıtın yanmasıyla çıkan ısı, sıcak gazların kinetik enerjisi şekline girerek bunların geriye doğru püskürtülmesiyle de araç ileri doğru gitmektedir.

Bir cismin sıcaklığını bir santigrat derece yükseltmek için gereken ısı, cismin ısı kapasitesidir. Suyun miktarı ne kadar fazla olursa, ısı kapasitesi de o kadar fazla olur.
Isı 3 şekilde yayılır. Konveksiyon şeklinde yayılma yalnız sıvı ve gazlarda olur. Isınarak yoğunluğu azalan sıvılar yükselirler; onların yerini daha soğuk sıvı veya gazlar alır.

İletimle ısı yayılması katı cisimlerde olur. Isınan uçtaki moleküller daha hızlı hareket ederler ve yakınlarındaki moleküllerini de harekete geçirirler.

Işınımla yayılmada ısı kaynağı, havanın moleküllerini hızlandırır ve her yöne yayılan ısı dalgaları oluşur.

Ilgım



Olağanüstü sıcak ve soğuk bir hava tabakasının neden olduğu göz aldanması olayına ılgım yada diğer adıyla serap denir.

ılgım

Çok sıcaj bir günde bazen önümüzdeki yolu su ile kaplı görürüz. Ancak yolda ilerlesek de bu suya ulaşamayız. Çünkü gerçekte su yoktur. Yere yakın olan hava tabakası üstteki havadan daha soğuksa yüksek bir ılgım oluşur. Cisimden yansıyan ışınlar sıcak havadan soğuk havaya geçerken aşağıya doğru kırılır ve görüntü daha yüksek bir yerden geliyormuş gibi görünür. Yine yere yakın hava tabakası üstteki havadan daha sıcaksa alçak ılgım oluşturur. Işınlar soğuk havadan sıcak havaya doğru kırılır. Böylece gökyüzünden gelen ışınlar yerde bir göl görüntüsü oluşturur.

Hücre



Bitki ve hayvanlarda dokuları meydana getiren öğelerden her birine hücre adı verilir.

hücre

Canlı bir hücre hücre zarı, stoplazma ve hücre çekirdeği olarak 3 ana bölümden meydana gelir.

Hücre zarı, hücredeki oluşumları çevreleyen bir zardır. Bu zarın altında gri renkte stoplazma adı verilen bir madde bulunur. Stoplazma kıvrımlı zar tabakaları içerir ve bu zar tabakaları endoplazma ağı adını alır. Bu zar dışta hücre zarına, içte çekirdek zarına bağlıdır. Endoplazma ağı üzerinde ribozom denilen küçük ve yuvarlak oluşumlar bulunur. Stoplazmadaki organelleden biri de mitokondriyumlardır. İç ve dış zarları vardır ve bunlar hücrenin enerji kaynaklarıdır. Stoplazmadaki bir başka organel ise, golgi cisimciğidir. Ribozomlarda yapılan proteinleri taşıma ve depolama görevini görürler. Stoplazmanın ortasındaki yapı hücre çekirdeğidir. Çekirdek, çekirdek zarı adı verilen bir zarla çevrilidir. Hücre çekirdeği stoplazmadaki hareketleri ve hücre bölünmesini denetler. Hücre çekirdeği, stoplazma ve hücre zarı bir arada çalışarak yaşamsal etkinlikleri sağlarlar. İhtiyaçları oldukları enerjiyi de organizmanın yediği besinlerden alırlar. Hücre bu enerjiyi organizmaya gerekli protein ve yağ gibi büyük moleküller yapmak için kullanırlar. Moleküller hücreden kanallar içinden geçerler. Moleküllerin hücrelerin kimyasal çalışması sırasında endoplazma ağı kafes görevini görür. Proteinler ribozomlar tarafından yapılır. Hücre çekirdeğinde kimyasal bir uyarı oluşur. Bu uyarı stoplazma ve ribozomlara iletilir. Belli bir proteinde bulunması gereken aminoasitleri belirler. Gereksinilen aminoasitler ribozomlara başka kimyasal maddeler tarafından taşınır ve ribozomlarda bu maddeleri istenilen proteini oluşturmak için birleştirir.